.Sözüm Ona.
OOO KİMLER GELMİŞ

Lütfen Giriş Yapınız,Yada Üye Olunuz!
Umarız Forumumuzda İyi vakit geçirirsiniz...



.Sözüm Ona.

.____ SÖZÜM ONA ____.
 
AnasayfaKapıGaleriAramaKayıt OlGiriş yapİLetiŞiM
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En son konular
» SABIR YARIŞI NEDİR
Ptsi Şub. 19, 2018 9:49 am tarafından Muhtesim

» Kül ve Kor
C.tesi Şub. 10, 2018 8:38 am tarafından Muhtesim

» ruh ile bedenin dansı
Salı Ocak 09, 2018 9:28 am tarafından Muhtesim

» mutlu
Paz Ocak 07, 2018 9:40 am tarafından Muhtesim

» Ellerimi çözerseniz
Salı Ocak 02, 2018 9:21 am tarafından Muhtesim

» nezaket sahibi olmak
Perş. Ara. 28, 2017 7:06 am tarafından Muhtesim

» insan ve iletişim
Cuma Ara. 22, 2017 10:14 am tarafından Muhtesim

» simas dergisi ve sosyologlar sokağı
Cuma Ara. 22, 2017 8:29 am tarafından Muhtesim

» ahlak
Cuma Ara. 22, 2017 8:22 am tarafından Muhtesim

» vicdansız eğitim
Salı Ara. 19, 2017 11:09 am tarafından Muhtesim

En iyi yollayıcılar
Muhtesim
 
berfin
 
karanfil
 
Necati
 
hzn
 
SusKun
 
Aslı
 
ela-gözlüm
 
buket_07
 
Şamil
 
Anahtar-kelime
bıyık hatırla yalnızlık sokağı sosyologlar iletişim sosyolog adamlığı kalbim sevgi özgürlük Dostoyevski
SAAT
NAMAZ ÖĞRENİYORUM
NAMAZ HABERLERİ
  SİTENE EKLE
SİTENE EKLE
Kur’an-i Kerim OgReN
www.baktube.tr.gg
sitene ekle
İstiklal Marşı
İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy


GüNüN SöZü
Ads

    No ads available.



    Yeni Başlık Gönder   Cevap GönderPaylaş | 
     

     Aşık Sümmani

    Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    Muhtesim
    Admin
    Admin
    avatar

    Ruh HaLi :
    Hangi ülkedensiniz :
    Mesaj Sayısı : 4087
    Nerden : istanbul
    Teşekkür Sayısı : 9258
    Kayıt tarihi : 30/10/08

    DoSt GüLLeRİ
    ŞİİRLERİM: 22

    MesajKonu: Aşık Sümmani   C.tesi Ağus. 19, 2017 8:59 am

     gerçek adı Hüseyin olup, babası Kasımoğulları'ndan Hasan'dır 1861 yılında Erzurum ili, Narman ilçesi, Samikale Köyünde doğmuştur. Kendileri bu köye Kafkaslar' dan gelmişlerdir, Babası köyde çobanlıkla geçimini sağlamakta idi Hüseyin 10-11 yaşlarına geldiğinde, babasıyla birlikte çobanlık yapmaya başladı Hüseyin ' in genellikle danalarını otlattığı yer Ablaktaş' tır: Bir gün Şekerli Düzü ' ne hayvanlarını otlatmaya tek başına gider. Hüseyin, kendisine doğru bir atlının geldiğini görür. Atlı, Hüseyin'e selam verir ve adını öğrenmek ister. Çok aç olduğunu söyleyip ondan ekmek ister. Köylerinde nerede misafir olabileceğini sorar. Hüseyin üç arpa ekmeğinin yarısını atlıya verir. O' nun bu cömertliği hoşuna gider ve der ki

    -Oğul, sana bir dua öğreteyim. Bu duayı kırk gün okuyacaksın. Yalnız yüz tane taş say, cebine koy. Her okuyuşta bir taş atarsın. Duayı kırk gün okur ve son gün Ablaktaş'a gider. Babası ise Cuma namazını kılmak için köyde kalır. Ablaktaş'taki çeşmenin yanında hayvanlarını otlatmaya bırakır. O da namaz kılmaya niyetlenir. Daha önce babasıyla burada namaz kılarlarmış Namaz vaktini anlamak için de kendilerine bir taş tespit etmişler. Güneş taşa isabet ettiği zaman öğle vakti olduğunu anlarlarmış, O gün de babasıyla yaptığı gibi kendisine taşı nişan eder ve Güneşe bakarken uykuya dalar.

    Uykusunda, çeşmenin başında kırk yeşil güvercin görür Güvercinler birden kaybolur ve karşısında üç derviş belirir. Dervişler Hüseyin'e abdest aldırırlar ve birlikte namaza dururlar, Hatta bir dörtlüğünde der ki:

    Vardım saf saf olup durmuş divana
    Ben de el bağlayıp geçtim bir yana
    Meylimi bağladım gari sübhana
    O güzel Allah'ı gözler gözlerim

    Daha sonra Hüseyin'i ortalarına alıyorlar. Hüseyin bakıyor ki. dervişlerden birinin elinde bir tabla, üç dolu bardak var. Derviş, bunları Hüseyin ' in önüne getiriyor ve

    -Hüseyin, bu şerbetlerden bir tanesini iç bakalım.
    diyor. Hüseyin bardakların içindekileri şerbete benzetemiyor. Kendisini kandırdıklarını. Ona içki içireceklerini sanıyor. Ne kadar zorluyorlarsa da içmiyor Bunun üzerine birisi Hüseyin'in ellerini tutuyor. birisi de parmağını bardağa batırıp Hüseyin'in ağzına sürüyor. Tam bu esnada Hüseyin uykudan uyanıyor. Bakıyor ki. ne derviş var ne de şerbet. Fakat ağzında İnanılmaz bir lezzet hissediyor- Öylece bir daha uykuya dalıyor. Uykuda yine karşısına dervişler çıkıyor Tam eline bardağı alıp içmeye hazırlanıyor ki. dervişler şôyle diyor:

    -Oğul. buna aşk badesi derler. Sevdiğin kız aşkınadır. Kızın adı Gülperi'dir. Bedahşan kentinde Şah Abbas'ın kızıdır. Sen Onun. O da senindir. Birbirinize aşık maşuk ' sunuz. Dervişlerden biri Gülperi'nin cemalini gösterir. Üç bardak Hüseyin'e. üç bardak ta Gülperi 'ye verirler. Yeşil mürekkeple yazılı bir kitap okuturlar.

    Üç harf okuttular yeşil yapraktan
    Okudum harfini noktasın tek tek.....

    Hüseyin uykudan uyanır ki, ne Gülperi Han var ne de dervişler. Danaları da göremeyince köyün yolunu tutar. Köye varmaya yakın bir atlıyla karşılaşır,
    -Hüseyin, korkma oğlum, sen ereceğine erdin. Bundan sonra senin mahlasın Sümman, dünyada kavuşmak senin için haram.
    der. Sümmani, anlam olarak "Sonuncu, sona ait" demektir.

    Hüseyin köye varınca annesini,. babasını uyandırır. Babası da ertesi sabah. köylülere, çobanlığı bıraktıklarını söyler. Aradan otuz kırk gün geçer, günler geçtikçe aşkı da ziyadeleşir. Herkes. Onun hastalandığını. cin'e; peri'ye karıştığını sanır. O zamanlar sıra geceleri düzenlenirmiş. Bir akşam babasına yalvarır. gece!:e katılmak İstediğini söyler. Babası da dayanamayıp götürür. Sıra Sümmani'ye gelince. bazı kimseler, O'nun çocuk olduğunu söyleyerek atlamak İsterler. Köylülerin teklifini kabul etmeyerek, türkü söylemek istediğini belirtir ve söze başlar:

    Uyandım gafletten oldum perişan
    Bir nur doğdu alemler oldu ürüşan
    Selam verdi geldi üç-beş dervişan
    Lisanları bir hoş sedasın tek tek

    Lisanları bir hoş eyler avazı
    Onlarda mevcuttur ilm-ü el fazı 
    Dediler: Vaktidir kılak namazı 
    Aldılar abdestin edasın tek tek

    Aldılar abdesti uyandım habran 
    Aslımız yapılmış hak ü turabtan 
    Üç harf okuttular yeşil yapraktan 
    Okudum harfini noktasın tek tek

    Okudum harfini zihnim bu!andı
    Yalelerim göz göz oldu sulandı
    Baktım çar etrafa kadeh dolandı
    Nuş ettim kırkların mahlesin tek tek

    Nuş ettim badesin gördüm rengini
    Tam on sekiz saat sürdüm cengini
    Yar yüzünde saydım üç beş bengini
    Halhalın altında hırdasın tek tek

    Dediler: Sümmani gel etme meram
    Adamı çürütür dert ile verem
    Sen içün dünyada kavuşmak haram
    Hüdam böyle salmış kalemin tek tek

    Koşma bitince köylüler şaşırır. Onun badeli Aşık olduğu anlaşılır. Fakat henüz saz çalmasını bilmemektedir. Babası ile bir gün Erzurum ' a giderler. Burada aşık kahvelerine devam eder. Sazın perdelerini ve tezene tutmasını öğrenir. Her akşam köylüyü toplayıp saz çalar. Günler ayları, aylar yılları kovalar Sümmani köyde duramaz ve sevdiğini aramaya karar verir. Önce KatKaslar'a. oradan İran'a gider. İran- Turan illerini dolaşır. Bedahşah'ı tanıyan, Gülperi'nin adını duyan bir Allah kuluna rastlayamaz Hint, Afgan topraklarına gider. Onun bir gurbeti yaklaşık beş yıl sürmüştür. Günlerden bir gün rüyasında pirini görür. Piri O'na Kırım'a bir geziye çıkmasını söyler. Sümmani yanına sofusunu alıp Kırım yolculuğuna çıkar Kışı Kırımda geçirir. Yaz gelince tekrar köyüne döner. Artık şair, hareket kabiliyetini yavaş yavaş kaybederek duraklama dönemine girmektedir.

    Devrin büyük şairlerinden Erbabi'yi mat eder. Başarıları Erzurum Valisinin kulağına kadar gider. Bir süre sonra. Sümmani Pasof' a gider. Aşığı oradan Suskap köyüne Zülali'nin yanına götürürler. O sırada ünü Kars'ı, Ardahan'ı, Erzurum'u kaplamış olan Aşık Şenlik'te oradadır. Üçünden bir atışma İsterler. İlk sözü Sümmani söyler:

    Adem Sefiyullah makam-ı peder
    Cennet' te ihvan bir kere düştü
    "Sürün'' dedi, mollam takdir-i kader 
    Cennetten dünyaya bir kere düştü


    Şenlik: 

    Hışm-ı nar içinde gülüstan gözü
    İbrahim Safa'ya bir kere düştü
    İsmail' e gelen koç kurban kuzu
    Cennet'ten Mina 'ya bir kere düştü

    Zülali: 
    Türaptan bir avuç hak aldı kaddes
    Bu zemin Ierzeye bir kere düştü
    Beytullah yerine Beytü'l Mukaddes 
    Kuruldu Kabe'ye bir yere düştü

    Sümmani'nin esas amacı, Şenlik ile meydan edilmekti. Günün birinde yine Samikale köyünden, Sefili isminde birisi, Aşık Şenlik'in yaşadığı. Kars'ın Çıldır ilçesinin Suhara Köyü'ne gider. Kendisini Aşık Sümmani olarak tanıtır. Fakat mat olup, sazını bırakarak köyüne geri döner. Bu olaydan hemen sonra Aşık Şenlik, Ardahan'a gider. Aşık Sümmani ile Ahmet Onbaşı da Şenlik'İn köyüne gelirler Orada. yöre İçinde önemli bir konuma sahip olan, Haşimoğulları 'ndan Celal Bey ve Şerif Bey'le karşılaşırlar. Her ikisi de, bir süre önce köye gelip kendisini Sümmani olarak tanıtan aşıktan, Onun Şenlik'le yaptığı karşılaşmadan bahsederler. 0 zaman, Sümmani, kendi şanını kurtarmak için Aşık Şenlik'le karşılaşmak istediğini söyler. Şenlik, Ardahan ' dan köye çağrılır. Neticede bir araya gelirler. Hem tatlı tatlı sohbetler ederler hem de atışırlar. Sonunda yenişemeyip, kardeş olduklarım ilan ederler. Birkaç gün sonra köyüne geri döner. Fakat zaman Gülperi'yi unutturamamıştır. Köylüleri ona rastlayıp konuşturdukları zaman, 0, şu şiirini söyler:

    Ervah-ı ezelden Ievh ü kalemden
    Bu benim bahtımı kara yazdılar
    Gönül perişandır alev-i alemde
    Bir günümü yüz bin zara yazdılar

    Gönül gülşeninde har oldu deyu
    Hasretlik ismimde var oldu deyu
    Sevdiğim, sevdiğin pır oldu deyu
    Erbab-ı garezler yare yazdılar

    Dünyayı sevenler veli değildir 
    Canı terk edenler deli değildir
    İnsanoğlu gamdan hali değildir
    Her birini bir efkara yazdılar

    Nedir bu sevdanın nihayetinde
    yadlar gezer yarin vilayetinde
    Herkes diyarında muhabbetinde
    Bilmem bizi ne civara yazdılar

    Döner mi kavlinden sıdk-ı adıklar
    Dost ile dost olur bağrı yanıklar
    Aşk kaydine geçti bunlar aşıklar
    Sümmani'yi ''Derkenara'' yazdılar

    Aşık artık gerileme dönemine girmiştir. Bir gece rüyasında Gülperi. işaret almadan gurbete çıkmaması yolunda tembih eder. Bu duruma çok üzülür. Zaman zaman Erzurum'a gidip gelmektedir. Erzurum. da bulunduğu günler kahvede otururken arkadaş ve dostları sözü eski günlerden açıp. Sümmani'ye Gülperi ile olan aşkını anlattırmak isterler. Artık ihtiyardır. Sazını eline alıp şu şiirini söyler.

    Tarih seksen dokuz on bir yaşımda
    Cem başımda iş birer birer
    On sekiz yıl sürdü yarin peşinde
    Akıttım gözümden yaş birer birer


    Görmedim dünyada bir şadlık demi
    Geçti civan ömrüm, gülmem encamı
    Her boyun sistemi, feleğin kahrı
    Vurdu her taraftan taş birer birer

    Sümmani'yim hani benim otağım?
    Gün be gün, bulandı dalım, budağım
    Devroldu devranım, çevrildi çağım
    Döküldü dihenden diş birer birer

    Bir gün gençliğini hatırlayıp aşk badesini içtiği Ablaktaş'a gider. Çobanlığı bıraktığından beri buraya hiç gitmemiştir. Orada oturur, uzun uzun düşünür, çalar, söyler. Artık, sadece kahvelerde çalıp söylemektedir. Bu sıralarda, Gülperi de Sümmani'den haber alamadığına üzülmektedir. Bir gün Bedahşah 'tan tellal çağırttırır. Sümmani'yi aratmak için iki kardeş görevlendirir Sümmani'yi bunlara iyice tarif eder. Aradan günler, ay!ar geçer İki kardeş Kafkas taraflarına gelirler. Birden gözlerine bir adam ilişir. Adamlara Sümmani adında birisi aradıklarını söylerler. Adamlar:

    -Biz Onun akrabalarındanız. Sümmani yakında öldü. Gülperi adında bir kızı sevmişti. Bu kızın aşkı için pir elinden bade verilmişti. İşte o vakitten beri. Sümmani Gülperi'nin aşığı olmuştur. Daha ölmeden bir kaç gün evvel rüyasını görmüştü. Günlerce ağladı, son dakikasına kadar Gülperi'nin acılarını çekti. Sonunda Ona hasret gitti.

    İki kardeş, Sümmani'nin ölümüne çok üzülürler. Köye dönerler ve doğruyu Gülperi'ye söylemeye karar verirler. Şah'ın sarayına yaklaşırlar, bakarlar ki bir cenaze kalkmaktadır. Bu Gülperi'nin cenazesidir.

    Sümmani, Samikale Köyü'nde, 5 Şubat 1915 tarihinde vefat etmiştir.

    Der Sümmani tamam oldu muhabbet
    Biz varalım, siz olasız selamet
    Kalktı bu karyeden çekildi kısmet
    Göründü gözüme yol yavaş yavaş

    XXXXXXX

    El ele vermiş de gelen güzeller 
    Bir Tanrı selamı vermez misiniz?
    Mevlam sizi süs için mi yaratmış
    Biz gel demeyince gelmez misiniz?

    Karadır kaşınız yaydan nic’olur,
    Bugün dünya yarın ahret nic’olur
    Bir gönül yapması yüzbin hac olur
    Siz gönül yapmasın bilmez misiniz?

    Sümmani’yem ey dilyare niderim
    Başım alıp diyar diyar giderim 
    Yarın mahşer günü dava ederim
    Siz mahşer yerine gelmez misiniz?

    HAKKINDA YAZILANLAR
    Sümmani nin Hayatı ve Eserleri-Emsal Günaydın







    Âşık Sümmanî’nin yeniden keşfi
    MAHİR DEMİR 
    Zaman 1 Aralık 2012 

    Erzurumlu Âşık Sümmanî (1862-1915), uzun bir unutuluştan sonra yeniden keşfedildi. 2012, âdeta Âşık Sümmanî'nin yeniden keşif yılı oldu. Uluslararası düzeyde sempozyum, divanının da yer aldığı bir araştırma kitabı, yakınlarının ve akademisyenlerin katkıda bulunduğu belgesel film ve Grup Abdal'ın ‘Ervah-ı Ezelde' albümü Âşık Sümmanî'yi bugüne taşıdı. 

    Âşıklar diyarı Erzurum'un soğuk kış akşamları, sadece kıtlamayla içilen demli çaylar ile geçmezdi. Âşık kahvehanelerinde, sineleri demlendiren âşıklar da akşamı sabaha ekler; hikâyeleri, destanları, karşılaşmaları (atışma), semaileri, koşmaları ve muammalarıyla âdeta bir ‘çay erkanı' oluştururlardı. Erzurum âşıklık geleneği, edebiyatımıza ve müziğimize Emrah, Zihnî, Erbabî, Reyhanî ve Sümmanî gibi saz ve söz ustalarını armağan etti. Bu isimlerden Âşık Sümmanî (1862-1915), uzun süre sonra yeniden keşfedildi. 2012, âdeta Âşık Sümmanî'nin yeniden keşif yılı. Uluslararası düzeyde sempozyum, divanının da yer aldığı bir araştırma kitabı, yakınlarının ve akademisyenlerin katkıda bulunduğu belgesel film ve etkisi bu yıla da sarkan Grup Abdal'ın ‘Ervah-ı Ezelde' albümü…

    SÜMMANÎ GELENEĞİ

    İlk önce, Erzurum ****** Üniversitesi, 31 Mayıs-2 Haziran 2012 tarihleri arasında Sümma-nî'nin memleketi Narman'da gerçekleştirdiği sempozyum ile akademik alanda önemli bir adım attı. ****** Üniversitesi Narman Meslek Yüksekokulu ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen “1. Uluslararası Âşık Sümmani ve Âşıklık Geleneği” başlıklı sempozyuma Türkiye'nin halk edebiyatı alanındaki sayılı isimlerinden Prof. Dr. Saim Sakaoğlu'nun yanı sıra yerli ve yabancı pek çok akademisyen katıldı. Âşık Sümmanî, hayatı, eserleri, âşıklık geleneğine katkısı olmak üzere tüm yönleriyle ele alındı.

    Sempozyum vesilesiyle Âşık Sümmanî'yi ve eserlerini anlatan bir de belgesel hazırlandı. Yönetmenliğini Yard. Doç Dr. Yusuf Yurdigül ve Öğretim Görevlisi Cüneyt Korkut'un üstlendiği Sümmanî Belgeseli; İstanbul, Bursa, Konya, Erzurum ve Narman'da birçok uzman ve sanatçıyla yapılan röportajla tamamlandı. Belgesel, özellikle İran başta olmak üzere uluslararası uzmanların görüşleriyle Sümmanî'nin Türkiye için önemini bir kez daha ortaya koydu.

    Abdülkadir Erkal'ın yayına hazırladığı ‘Âşık Sümmanî Divanı' ise bu söz üstadının gelenek içinde konumlandığı yeri göstermesi bakımından önemliydi. Erkal, titiz bir çalışmanın ürünü olan kitabında, Sümmanî'nin eselerini bir kaynakta toplamakla kalmıyor, onun gelenek içindeki yerini de teslim etmiş oluyordu.

    Olayın daha popüler kısmında ise Grup Abdal devreye giriyor. Halk müziğine getirdikleri özgün yorumla kısa sürede dikkat çeken grup, Âşık Sümmanî'nin ‘Ervah-ı ezelde' türküsünü, geçtiğimiz yıl çıkardıkları albümün adı yaptı. Albümün en çok sevilen türküsü de bu oldu. Grup Abdal, albümden sonra Sümmanî'nin torunları ile görüşerek onun eserleri hakkında daha geniş bilgiye ulaştı. Aynı zamanda, dedelerinin âşıklık geleneğini de devam ettiren Hüseyin Sümmanioğlu ile Nusret Toruni, Grup Abdal'ın yeni albümünde Âşık Sümmanî'den daha fazla türkü almalarına da öncü oldular.

    Bir hakikat âşığı

    1862'de Erzurum'un Narman ilçesi Samikale köyünde doğan Âşık Sümmanî'nin gerçek adı Hüseyin'dir. Âşıklık geleneğine kendi tarzını getiren Sümmanî, ismiyle anılan koşma tarzının sahibidir. Pek çok destanı, hikâyesi, semaisi, koşması olsa da ‘Sümmanî ile Gülperi' hikâyesi meşhurdur. Kendi hayatından izler taşıyan hikâyede Sümmanî, 11 yaşında Ablak Taşı mevkiinde çobanlık yaparken 18 saat süren bir uykuya dalar. Uykusunda üç derviş görür ve onların elinden bade içer. Hüseyin'e rüyasında Bedahşân ilinde Abbas Han'ın kızı Gülperi'nin suretini gösterirler ve gözünü kırpmadan bakmasını tembihlerler. Gülperi'nin güzelliğinden gözleri kamaşan Sümmanî, gözlerini kırpınca dervişler, ‘Sözümüzü dinlemedin, çek cezanı. Kıyamete kadar Gülperi'nin hasretiyle gez' derler. Sümmanî, mecazî aşktan geçip hakikî aşkı bularak, şiirlerinde bunu terennüm eder.


    ''Bütün kadınlar çiçektir.Birisi KARANFİL''
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://muhtesimturhan.yetkinblog.com
     
    Aşık Sümmani
    Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap verebilirsiniz
    .Sözüm Ona. :: BiYoGRafiLeR-
    Yeni Başlık Gönder   Cevap GönderBuraya geçin: